size neşeli şeylerden bahsedebilirim
ama
size neşeli şeylerden bahsetmeyeceğim
(söylenmese de olurdu ama şimdi söylemek, 
                                              söylemek istiyorum)

biliyorum ki bu sevginin bir snırı yok
                    bu kimi zaman korkutuyor
                    kimi zaman huzur veriyor.
                                      huzur !
yardım et anne
gücüm yok bunu taşımaya
yardım et
nolur..
bu gün daha az,
dün daha çoktu,
yarın hiç'e yakın.


ölümle ölüm arasındayız,
biz, hepimiz.
içimden biri haykırdı,
                      çok özledim seni D.,
                      her bir sözcüğünü
                      her bir tavrını
                                      tepkini...
dışımdan biri cevap verdi,
                      "zaman sadece birazcık zaman..."
ve yavaş yavaş silinip gideceksin ..
en çok bunun için kızıyorum sana ..
Yine sensiz geçen bir gecenin
Buz gibi sabahında
Bu korkunç yalnızlığımda
Seni bekliyorum
                        yanıyor yüreğim
...

Gökler şahidim olsun ki
Seni seviyorum
yanıyor yüreğim
rüyalarımdan
nefret etmek istemiyorum
n'olur,
n'olur artık gelme.
düşünüyorum
ne
kadar
sevmiş
olabilirim?
"keşke beklesen" dedi.
neyi?
ölümü mü,
yoksa ıslanmış tahta gibi
içten çürümeyi mi?
sancı,
midemin üstünden geçip
bir tur attıktan sonra içimde
gözlerimden yaşlar halinde düşüyor.
anlatması bu kadar kolayken
                                        yaşaması neden bu kadar zor...?
bırak gitsin dedim ben
sen bırakamıyorsan gitmesi için
bedenim sana söylüyorum,
işte bu senin basitliğin
"göz yaşı dökmek için büyüdün" dediler,
öyle mi sahiden,
yumruğum kadar kalbim, kırmızı tokalı saçlarım,
öyle mi, öyle mi sahiden?

şüphe

hep aynı sesler kuşatmış dört bir yanımı,
bir de şüphe..
herşeyden ve herkesten..

bir sen hariç ulular ulusu, bir sen hariç.
karanlık sarınca dünyayı,
bir ışık doğuyordu bende ve (eyvah)
adı "sen"di,
şimdi ne yaparım....
bu sabah uyandım,
                          bu sabah senden ayrıldım.


Ne ilk ne son bu sabah
             Ne çok öğrendi bu gönül ne ne çok söndü ne çok yandı
                         Her defasında kanatlandı bu son sandı ama aldandı
                    Boyun eğmedi bu gönül ne alıştı ne uslandı
                               Bu gönül uyandı bu sabah yeniden başladı
En sonunda kaçmaya karar verdim
                                                    Rüzgardan.

bir bilsem

Dokunma alanından çıkmışım güneşin
Erişemiyor bana
Bir değse ışığı,
Yanacağız bütün dertlerimle
Ve kurtulacağız.

....

Ben de yaşamıştım o günleri
Hani o günler, evet senin de bildiğin
Ama bitti demiştin, geldim demiştin
Gelmemiş misin,
Neydi bu esen,
Ölmüş müyüz, öldük mü,
Öldüm mü?

Fotoğraf Makinesi

Bide bize “atılın ileri” dedilerdi
Nerden bilebilirdik ki
İleride kar kış hem de acımasız
Hepi topu iki buçuk aylıktı gözlerimiz
Gözlerimiz ve biz, bizdik, bizimdik.
Kim nerdeymiş o vakit bilemedik,
Meğer aramıza girmiş bir iki cüce,
En haininden bir iki elf
Aldırmasak bile sözcüklerde
İçerilerde bir yerlerde
Küçük küçük oyuklar başlamış
Kendi kendini oymaya.
Dedim ya hainler.
Neyse işte, bize “ileri atılın” dedilerdi
“Eskiden biz yaptık”
Biz o an fark edememiştik, onlar ölülerdi.
Nasıl fark edelim,
Hepi topu iki buçuk aylıktı gözlerimiz.
Ne yaşlıydık ne yaşlılığı göze almıştık.
Olan olmuştu seslerden sağır kalmıştık

En çok sevdiğimiz sesti
Biz birlikte şiir okurduk
Öğle vakitlerinde hem de, yana yana.