şüphe

hep aynı sesler kuşatmış dört bir yanımı,
bir de şüphe..
herşeyden ve herkesten..

bir sen hariç ulular ulusu, bir sen hariç.
karanlık sarınca dünyayı,
bir ışık doğuyordu bende ve (eyvah)
adı "sen"di,
şimdi ne yaparım....
bu sabah uyandım,
                          bu sabah senden ayrıldım.


Ne ilk ne son bu sabah
             Ne çok öğrendi bu gönül ne ne çok söndü ne çok yandı
                         Her defasında kanatlandı bu son sandı ama aldandı
                    Boyun eğmedi bu gönül ne alıştı ne uslandı
                               Bu gönül uyandı bu sabah yeniden başladı
En sonunda kaçmaya karar verdim
                                                    Rüzgardan.

bir bilsem

Dokunma alanından çıkmışım güneşin
Erişemiyor bana
Bir değse ışığı,
Yanacağız bütün dertlerimle
Ve kurtulacağız.

....

Ben de yaşamıştım o günleri
Hani o günler, evet senin de bildiğin
Ama bitti demiştin, geldim demiştin
Gelmemiş misin,
Neydi bu esen,
Ölmüş müyüz, öldük mü,
Öldüm mü?

Fotoğraf Makinesi

Bide bize “atılın ileri” dedilerdi
Nerden bilebilirdik ki
İleride kar kış hem de acımasız
Hepi topu iki buçuk aylıktı gözlerimiz
Gözlerimiz ve biz, bizdik, bizimdik.
Kim nerdeymiş o vakit bilemedik,
Meğer aramıza girmiş bir iki cüce,
En haininden bir iki elf
Aldırmasak bile sözcüklerde
İçerilerde bir yerlerde
Küçük küçük oyuklar başlamış
Kendi kendini oymaya.
Dedim ya hainler.
Neyse işte, bize “ileri atılın” dedilerdi
“Eskiden biz yaptık”
Biz o an fark edememiştik, onlar ölülerdi.
Nasıl fark edelim,
Hepi topu iki buçuk aylıktı gözlerimiz.
Ne yaşlıydık ne yaşlılığı göze almıştık.
Olan olmuştu seslerden sağır kalmıştık

En çok sevdiğimiz sesti
Biz birlikte şiir okurduk
Öğle vakitlerinde hem de, yana yana.



Yedi


Bir adam kaç günde değiştirebilir hayatınızı?
Kaç günde tek bir sözünün esiri olabilirsiniz?
Kaç günde söylediği her şey bütün gün içinizde yankılanır?
Kaç günde sabahınızı akşamınızdan ayrılmaz hale getirir?
Kaç günde değiştirirsiniz bütün gelecek planlarınızı?
Kaç günde umutsuzluk taşıyan bütün bakışlarınız ışıl ışıl olur?
Kaç günde her hücrenizde tek bir isim yankılanmaya başlar?
Kaç günde yıllardır aradığınız tanıdık yabancıyı bulduğunuzu hissedersiniz?
Kaç günde ait olmak istersiniz bir ruha, bir çift göze?
Kaç günde?

Dönmüyor Dünya

sıkışan bir kalp
yaralanmış yada
öyle bir rol vermişler ona
acı çeken kadını oynuyor
hiç de duygusuz
bir o kadar ifadesiz
gizli saklı
yastık altlarında
soba borularında
yazmış oraya buraya
sizin için dönsede
benim için
dönmüyor dünya


Sitem

Dünyanın hehangi bir yerinde

herhangi bir sebeple
aklına gelme ihtimalimi gerçek yaparsa tabiat kanunları
en önce seni çok sevdiğimi hatırla
sonra bu sevgiye verdiğin nankörce cevabı


...

Ve Sözcükler Biter


Bir bakışa kurban et beni.

Bir ahla parçala, bir anda yok et beni.
Adı kötü işlere karışmış zamanın,
kim inanır artık, iyi geleceğine?
adi bir kinle kesmiş yolumu, ruhsuz soytarılar,
ince ince ipler, zararsız görünürler,
bir insan sürüsü; yeter peşimi bıraksınlar,
hiç sesim çıkmaz
beni bu dünya yoklamasında artık yok yazsınlar...


Birden...

Birden kapkaranlık olmalı gökyüzü

Yıldızlar bir bir yok olmalı
Güneşe dair her şey silindiğinde akıldan
Işık nedir unutulduğunda dünyamda
Çıkıp gelmelisin öylece
Yeni bir kavram olarak yerleşmelisin
Heyecanlandırmalısın bakışımı
Ürpertmelisin kalbimin çarpışını

…ve en başta olduğu gibi
Birden kapkaranlık olmalı gökyüzü
Geldiğin yerden giderken sen


zamansız

Bırakıp gidemeyeceğim ne var
Arkamı dönemeyeceğim
Dönünce üzüleceğim
Söyle ey sonsuz gökyüzü
Söyle derinler derini deniz
Söyle uçsuz bucaksız karanlık
Ne var beni bağlayan buralara
Neyin kurbanı olmuş bu kimsesiz kalbim
Neye bağlanmış bu kadar hırpalanmış duygularım
Neye inanıp bu denli acı çekmiş ruhum
Hangi kusursuz çembermiş o dışına çıkamadığım
Hangi mükemmel melodi o
Duymazsam çıldıracağım…
Kim öğretmiş bana cevapsız sorular sormayı
Kim varmış ki yanımda
Yalnızlıktan başka bir duyguyu yaşamışım da
Sitem eder olmuşum yalnızlığa
Söver olmuşum…

Sözlerime aldırmayan
İçinde yok olduğum kudretli evren
Söyle şimdi
Kim saklamış da adımı bir türlü duyamamışım
Kim azat etmiş beni bu tanımadığım âleme
İçinde kaybolduğum bu insan sürüsü
Kim ki hiç birini tanır görünmem
Kim ki bu umutsuzluk içinde beklediğim…
Söyle
Kim bu satırları yazan
Kim?

sonuç


Elimden hiç bir şey gelmez
Gelsen de artık fark etmez
Tutsan da elimden düşerim
Elimden hiç bir şey gelmez
Artık…


ızdırap gibisin

Aşk gibi bir şarkısın, duyduğum belli belirsiz.
Özlemle içime çektiğimsin sesini, uzaklardan gelen.
Hem daha net duymak istediğim,
nerden geldiğini merak ettiğim,
hem de hiç kıpırdamadan,
bulmaya çalışmadan dinlediğim.
İlham gibisin, gecenin en renksiz anında aklıma düşen,
kıvrandıran bir hazla,
somut dünyada;
belki bir defter köşesinde,
belki bir kitabın arka sayfasında kendine yer bulan.


Ah,
izdırap gibisin,
ölümü dileten,
varlığında herseyi unutturan,
bir tek kalan
sevgi arsızı gibisin.

keşke..

yarın karşılaşmayız..
ne ben ona birşey yazarım ne de o bana..
ne zamana kadar böyle devam eder bilemem..
sonrasında ya ben çok özlediğim için ararım
ya da o,
dayanamaz "iyi geceler" der..
hiç biri olmazsa karşılaşırız..
yakın zamanda olursa sinirimiz geçmemiştir,
soğuk soğuk konuşur ayrılırız..
olay soğumuşsa ikimiz de karşılaşmaktan mutluluk duyarız..
o akşam birşeyler yer içeriz..
kapanır mesele her halukarda..
kapanır da mesele,
geçen zaman can yakmasa keşke..

AN..

“an” yazdım. Yaşamak lazımdır dediler, bilmezmişim gibi.

“an” yazdım. Hissetmek gerek dediler, hissimden acı doğmazmış gibi.
“an” yazdım. Sıkıntısı çoktur dediler, sıkıntıma ölüm eş değilmiş gibi.
“an” yazdım. Geri dönüşü yoktur dediler, pişmanlıklarımı çekmezmişim gibi.
“an” yazdım. Yetmez dediler.

“an” yazdım. İki harfi eksik kalmamış gibi.

düş parçaları

Sıkıntı değil içeriği, hüzün, aşk falan hiç birşey yok.
Ben birşey talep etmedim gökyüzünden, o kendi döktü elime gözyaşlarını.
Sonra birileri gelip kızdı ya yabancılardan birşey aldım diye.
Halbuki ben istemedim, hem anahtar yoktu bende hiç bir kapıya ait olan, ve elinde masallar olan küçük bir kız olsa olsa kedi peşinde koşar.
Kimse suçlayamaz çünkü ben istemedim, onlar kendileri gelip sevdiklerini söylediler beni.
Cevap vermeyi çok sonraları öğrendim ben, hem acı, karamsarlık dolu cevaplar, ah o cevaplar..

Sonra kediler kaçtı, masallar hiç gerçek olmadı, küçük kız kirli elleriyle büyüdü, ama yine de kimse bana hesap soramaz, kimse bu hayat demedi bana, ben kendim öğrendim.

gel?

Hani hava ne aydınlıktır, ne de karanlık, kararsızlık içine yansır da bir çıkış bulamazsın. Karardıkça kararırsın baktıkça gökyüzüne, o vakitlerde gel.
Gel ki gerek kalmasın üzülmeye güneşin gidişine, gel ki üşümesin yüreğim gecede... Hani bi yaramazlık yaparsın da hesap sorar baban, ne konuşabilirsin ağlamadan, ne de rahatlarsın ağladıkça.. Gözlerin sızladıkça sızlar, o vakitlerde gel. Gel ki sarılıp da sana bütün hüznümü paylaşabileyim..
Gel ki çaresizlikler içinden, sana tutunup çıkabileyim... Hani tam kuruyacakken çiçeğe su dökersin de onu kurtarmış olmanın ferahlığını yaşarsın ya, bekliyorum beni hayata döndürecek dokunuşunu, gel ki hayat yeniden anlamlanıp yeniden başlasın..
Gel artık..

birşey kalmadı..

'Birşey kalmalı' dedi yaşlı adam, kolunun arasında kitabı gözünde gözlüğü ayağında çorabıyla. Ait olan ne varsa ona, üzerindeydi hani, kimsenin farkında olmadığı. Ama yaşlı adam düşündü 'Birşey kalmalı geriye'. Ya saat gece yarısını vurduğunda duvarlar beni unutursa, ya ani o eski cızırtılı şarkılar bensiz çalarsa, ya o çirkin kedi başka bir kucakta uyursa.. Ah ne kaygı ne acı ne hüzün. Birşey kalmalıydı geliye diye düşündü yaşlı adam. Gözlüklerini çıkarttı önce, kitabı bıraktı sonra. Çoraplar kimsesiz çocuklarındı. Dizleri üzerinde kaldı öylece. Dağ gibi devrildi yere. Zamanın bir yerlerde devam ettiğini bilir gibi yüzünde olabildiğince hüzünlü bir gülümsemeyle.